bayram kus

Время в движении  5 часов 59 минут

Время  6 часов 31 минут

Координаты 6037

Загружено 20 ноября 2020 г.

Записано ноября 2020

  • Оценка

     
  • Информация

     
  • Легко следовать

     
  • Пейзаж

     
-
-
2 395 м
1 358 м
0
8,8
18
35,12 км

Просмотрено 29 раз, скачано 1 раз

рядом с Paşaköy, Rize (Türkiye)

Ara tatili ve seminer dönemini fırsat bilip çarşamba günü uzun soluklu harika bir yürüyüş yapmıştım. Hafta sonu belli saatlerde sokağa çıkma yasağı olduğu için bugünü de daha uzun soluklu bir yürüyüş için ayrıca değerlendirmek istedim.

Ne zamandır Tiron Vadisi’nin kuzey yakasındaki orman yoluna gidiyordum. Bazen sadece nefes almak, bazen de sis ve ağaç fotoğrafları çekmek için. Bu yolun Homeze Yaylası’na bağlandığını biliyordum ama gidiş-dönüş 30 kilometrenin üzerinde bir rota olduğundan bu güzergah için fırsat bulup bir gün ayıramadım. Elime geçen fırsatları öncelik verdiğim başka rotalar için kullanmıştım. Onların adımlanması teker teker tamamlanınca sıra bu güzergaha gelmiş oldu.

Cuma sabahı 08.20’de kahvaltımı yapıp 09.00 gibi Cimil Yolu’na vurdum. Hava netameli olduğundan kahvaltıyı yol üzerinde değil de evde yapmayı tercih etmiştim. Islanırken yemek yemek hoş olmayacaktı. Aracımla seyrederken güzergahın başlangıcına yakın bir noktada önüme büyük bir vinç çıktı. Soldan geç anlamında sinyal verdi ben de hızlıca solladım ama arkamdan selektör yaptığını görünce yolun kenarında aracımı durdurdum. Devasa araç yanımda durdu. Orta yaşlı tanımadığım bir adam yukardan bana bakıp gülüyordu. Sonra şoförü görünce meseleyi anladım. Geçen yıl mezun olan bir öğrencim arabamı tanıyınca merhaba demek istemiş. Tabi artık koca koca kamyonları sürebildiğini de öğretmenine göstermek istiyordu içten içten. Ailecek ormancılık yaptıklarını biliyordum. Hatta bu öğrenciye derste kızdığım zaman “Kütüklerle uğraşa uğraşa onlara benziyorsun gittikçe dikkat et!” derdim :) Araçtan inip biraz hoşbeş ettik. Nereye gittiklerini sorunca benim girdiğim orman yoluna gittiklerini öğrendim. Benim de aynı yola gireceğimi ama yürürek gideceğimi söyledim. Birbirimize kolaylıklar dileyip ayrıldık. 09.25 gibi beni orman yoluna bağlayacak olan küçük köprüye ulaşıp köprü başında aracımı bıraktım. Hızlı bir tempoyla yola revan olup ilk virajları aldıktan sonra ormancı kulübesinin olduğu yola girdim. Bu kısım Tiron Vadisi’nin güney yakasını, ormanın içindeki mezraları, karşıdaki orman yollarını, güneyde Çağrankaya, Yediçukur ve Vicvanak yaylaları ile doğuda Cimil Yaylası’nı görecek şekilde konumlanmıştı. Vadinin karşı yakasına bakınca ormanın içindeki metruk çoban yurtlarını görebiliyordum. Vadi boyunca ağaçlara sarıla tutuna yükselen bulut kümeleri yer yer mezraları puslu bir perdeyle gizliyordu. Bu bulut parçalarının sonbahar renkleriyle alazlanmış asırlık ağaçlarla sarmaş dolaş olmaları bana seyrine kanamadığım görsellikler sunar her vakit. Hava kapalı olduğu zamanlar bilirim ki bulutlarla ağaçların sevdalık vaktidir. Makinemi sırtlanıp yola düşer ve bu gözlere şenlik manzaraları seyre koyulurum. Bugün bulutlar hayli yüksekte olsalar da özgürlüğüne düşkün birkaç serseri bulutçuk aşağıda kalıp bana o görsel şöleni yaşattılar.

Bulutları seyrede ede daha ötesine hiç yürümemiş olduğum dönemece ulaştım. Hafif bir eğimle yükselip sonra tekrar alçalarak yola devam ettim. Güzergah, yolun devamını görebildiğim kadarıyla sabit bir irtifada devam ediyordu. Belli bir süre bu şekilde devam edecek ardından birkaç “Z” viraj ile yükselip Homeze Yayla yoluna bağlanacak.

Yoldaki yaban izleri hayli fazlaydı! Kurt, tilki, çakal gibi hayvanların izleri yol boyunca devam eder genelde ama ayı ve karaca izleri ara ara görülür. Oysa bugün yol üzerindeki kurt ve çakal izlerinin yanında ayı izleri de sürekliydi. Büyük izlerin yanındaki küçük pençeler dişi bir aynının yavrusuyla birlikte olduğunu gösteriyordu. Normalde tek yürürken (büyük çoğunlukla tek yürürüm) fazla gürültü yapmaz, yaban deneyimlerine hazır olurum. Ama yavrulu bir ayı her zaman tehlikelidir. Bundan dolayıdır ki bugün belli aralıkla bağırarak yürümeyi uygun gördüm. Sonra anlamsızca bağırmayı bırakıp, çok sevdiğim bir country şarkıyı yüksek sesle, vadi duvarlarında yankılatarak söylemeye başladım:

“Country road, take me home
To the place I belong.”

Şarkı söylerken yol bir noktada alçalmaya başladı, ama kayalık bir duvarı döndükten sonra eğim tekrar hızlı bir şekilde artmaya durdu. Artık Homeze yoluna doğru yükselmeye başlamıştı belli ki. Homeze Yaylası arkamda hayli yüksekte görünüyordu. Yayladaki vericiyi görünce aklıma telefondan müzik açmak geldi. Doğanın sesleri her zaman en güzel müziktir benim için: ayaklarımın hışırtısı, rüzgarın uğultusu, kuşların munis ezgileri, serseri bir sineğin vızıltısı, vadinin derinliklerinden yükselen boğuk dere sesi... Bunların üzerine rahatlatıcı bir melodi tanımam. Ama insan duyarlığının zirvelerinden akseden ezgilere kulak vererek yürümek de hoştur. Telefonumu açıp müzik programındaki listemi çalacak şekilde ayarladım. İlk şarkı Israel Nash “Rain Plans”. Enstrumentalliği ağır basan bu uzun parçayı dinlerken ağaçlara, vadide salınan bulutlara, yoldaki yaban izlerinin sıra sıra geçişine odaklandım. Ortama çok güzel uyuyordu. Gözlerimin yanında kulaklarım da bu zevkten nasibini alıyordu. Derken şarkı bitti ardından Farid Farjad’ın kemanından “Robabeh Jan”ın hüzünlü melodileri duyulmaya başladı. Parçanın ortasındaki o keman solo başlayınca bir coşku kapladı içimi. Kollarımla ezginin akışına bilincine varmadan eşlik ettiğimi fark edip güldüm.

Derken Homeze yoluna gelmiştim bile. Karşıda aksaçlı dağlar bulutların içindeydi. Fotoğraf makinesini çıkarıp birkaç kare aldım. Homeze yoluna bağlanıp tempomu artırarak yürümeye devam ettim. Bundan sonra yer yer düzlükler olsa da yol sürekli tırmanıyordu. Güneş batmadan aracıma geri dönebilmem için tempomu hızlı ve sabit tutmalıydım. Bulunduğum yerden yayla görünüyordu ve aşağı doğru inen “Z” virajlara bakılırsa en az 7km mesafe vardı. “Bu yol 35 km’den aşağı mümkün değil kurtarmaz.” diye düşündüm. Oyalanırsam karanlığa kalacağım. Kafa lambam ve montum yanımda ama geç kalmaya gerek yok. Tempoyu artırıp yolu tüketmeye devam ettim. Bu arada göğüs cebimdeki telefondan kulaklarıma muhteşem ezgiler akmaya devam ediyordu. Şimdi çalınan parça olağanüstü bir klasik: Chopin Nocturne 20. Öyle müzik gurusu değilim, klasik müzikten de anlamam. Ama bazı parçalar var ki bir insanın sesleri bu kadar etkileyici bir şekilde düzene sokması inanılmaz bir şey! İnsan olmanın bir ayrıcalığı varsa işte bu olmalı o başka bir şey değil. Yabanın ortasında, yalnızlığın koynunda böyle bir müzik eşliğinde yürümek her türlü düşünceden uzaklaştırıyor insanı. Kelimeler ufalanıp dağılıyor, anlamlarından soyutlanıyorlar. Geriye sadece hissiyat kalıyor. Aynı parçanın bu kez keman yorumu başlıyor akmaya, Sarah Chang adlı, ellerine kurban olduğum bir hatun çalıyor, keman ağlıyor!

Müzik dedik yoldan çıktık, artık yolun karla kaplı kısmına ulaştım. Virajları geçtikten sonra seçkin ezgilerin eşliğinde attığım adımlar beni Homeze Yaylası’nın altında kalan son düzlüğe getirdi. Burası bir mezra ama çoğu ev sökülmüş yalnızca iki hane ayakta duruyor. Homeze köylüleri buraya “Tarlalar” veya “Dağın Suyu” adını vermiş. Daha çok “Tarlalar” olarak anılsa da ben “Dağın Suyu” diyeceğim. Burada ağaç bulunmayan geniş bir alan var, doğu ve batı tarafı da alabildiğine açık olduğundan rüzgar sertleşiyor. Burayı geçince yol “Z” virajlarına tekrar başlıyor. Artık hedef gayet yakın.

Yol üzerindeki dönemeçlerden birinde su içip sertleşen rüzgardan etkilenmemek için montumu giydikten sonra tırmanmaya devam ediyordum ki arkamda bir araç sesi duydum. Yaklaşıp yanımda durdu. Bir uzman çavuş kullanıyordu aracı ama araç sivildi:

- Selamün aleyküm. Nereye böyle hemşerim?
- Yürüyüş yapıyorum.
- Değnekleri görünce kayak yapmaya gidiyorsun sandım.
- Yok baton bunlar. Tırmanırken destek oluyor.
- Eyvallah, kolay gelsin.
- Eyvallah.

İçine girdiğim katıksız ruh hali de böylece bozulmuş oldu. Aracın karda açtığı izlerde kalarak yaylaya ulaştım. İçine girip rota kaydı için birkaç fotoğraf çektim. Yoksa yayla yerleşkesinin bir esprisi yok, çok çirkin. Maksat ismi belli somut bir hedef olsun, asıl amaç yolda olmak. Oldum mu? Oldum! Öyleyse oyalanmadan dönüşe geçmem gerek. Yayladan henüz yeni çıkmıştım ki karşıdaki dağlar bulutlardan sıyrılmış, yüksekteki kalın ve kara bulut tabakasından güç bela sızan gün ışığıyla parça parça aydınlanıyorlardı. Dağların başını saran karın o beyazlığı arka plandaki karanlıkla son derece estetik bir kontrast oluşturuyordu. Fotoğraf makinesini çantamdan çıkarıp birkaç kare almadan edemedim. Kar dağlara ne kadarda yakışıyor. Karla bürünmeyen dağlar çıplak bir cesametten ibaretken, kar örtüsüyle bir ulviyet yerleşiyor bu cesamete... Dağlar özgün kimliğini zemheri de buluyor kesinlikle!

İnerken kuzey, doğu ve batı yönünde görüşüm olabildiğine açık. Kuzeybatıda Karadeniz’in üstü bulutlarla kaplı. Aynı yönde biraz daha yakınımda Homeze (Demirkapı) Köyü ve komşu köyler hayli aşağıda. Arkamı dönünce Cimil Yayla köyleri ve akabinde Çermaniman, Sarpinovit ve Kalçarak vadilerinin girişi görünüyor. Başköy itibariyle güney tarafta devam edip Çamlıhemşin’e geçit olan Keğut Vadisi belirgin. Onun üstünde ise Hemşin Tepe, Kızılbel de keza görüş alanımdalar. Normalde bu irtifada Verçenik de doğu yönünden baş vermiş görünürdü ama bugün bulutların yoğunluğu heybetli zirveyi gölgeliyordu.

Oyalanmayacağım dedim ama daldım manzaranın derinliğine. Hızlıca toparlanıp batonlardan destek alarak buzlu zeminde kaymamaya dikkat ederek inmeye başladım. Orman yolunun girişine ulaşıp Homeze yolundan ayrıldıktan sonra bir hafiflik kapladı her zerremi. Kendi toprağımın müziğini duyma isteği doğdu içimde. “Birazdan vericinin kapsamından çıkıp derin ormana gireceğim. Bari birkaç türkü dinleyeyim.” diyerek açtım telefonu. Başladı türkü:

“Şu dağlarda kar olsaydım
Bir asi rüzgar olsaydım.”

Ah olsaydım, olsaydım... Türkülerde de özge bir hal var. Artık adımlarım yokuş aşağı ve rahat. Türkülere ben de eşlik ediyorum. Soğuk havada defalarca alınan derin nefesle açılmış ciğerlerim bütün gücüyle yola koyuyor soluğumu, ağzımdan çıkıyor yaman türkünün sözleri, vadinin yamaçlarında yankılanıyor şimdi. Sırada başka bir türkünün blues yorumu var, Can Gox ile beraber söylüyorum ben de:

“Gönlüm hep seni arıyor
Neredesin sen?”

İşte karşımda, etrafımda, içimde. Şu an ondan başkası yok benimle birlikte...

Derken bu tatlı senfoni sona eriyor. Vericinin kapsamından çıktım. Kara gökten düşen damlaların cılız pıtırtılarından ve ırmakların derinlerden gelen boğuk çağıltılarından başka pek bir ses yok duyulacak. Arada minik bir kuş ıslık çalıyor bir de. Yüksekteki sert rüzgar da yok artık. Halim bir sessizlik hakim her varlığa. Ne yabanı kaçırmak için bağırıyorum. Ne müzik dinliyorum. Sadece yürüyorum. Kollarım ve bacaklarım ayrı kişiliklere sahipmiş gibi kendi ritimlerini kendileri bulup gidiyorlar birbiri ardına. Bense hissimin içinde kaimim. Yolun sonuna yaklaştıkça dinginliğim artıyor. Ne bir yorgunluk var şimdi ne ağrı. Bacak kaslarımda tatlı bir sızı sadece. Sabahki yolları aynen geri dönüp aracıma ulaşıyorum. Vakit müsaade etse, biraz da yemek olsa burada durmayıp Cimil köylerine kadar yürümeye devam edebilirim! Sanki bütün gün hemen hiç dinlenmeden yürüyen ben değilmişim gibi garip bir zindelik var her uzvumda... Aradığım huzur, hafiflik ve mutluluk içimde aracıma biniyorum ve bu soluksuz yürüyüş de bitmiş oluyor.



Eğer bu yazıyı sonuna kadar okuyan bir doğasever varsa onadır şimdi sözlerim. Ben bu metinleri kendim için yazıyorum. Vakit gelip de bu bacaklarım bu dağlar için fazla zayıf kalınca geriye dönüp okumak ve “Yaşamışım be!” diyebilmek için yazıyorum. Kıymetli vaktini ayırıp benim kifayetsiz kelimelerime değer verdiğin için teşekkür ederim. Bu hız ve sığlık çağında yavaşlayıp kelimelerin derinliğini tercih eden insan muhtemelen güzel insandır. Umarım bir gün bu dağlara senin de yolun düşer...

Kal sağlıcakla!
Фото

Fotoğraf

Фото

Fotoğraf

Фото

Fotoğraf

Фото

Fotoğraf

Фото

Fotoğraf

Фото

Fotoğraf

Фото

Fotoğraf

Фото

Fotoğraf

Фото

Fotoğraf

Фото

Fotoğraf

Фото

Fotoğraf

Фото

Fotoğraf

Фото

Fotoğraf

Фото

Fotoğraf

Фото

Fotoğraf

Фото

Fotoğraf

Фото

Fotoğraf

Фото

Fotoğraf

Фото

Fotoğraf

Фото

Fotoğraf

Фото

Fotoğraf

Фото

Fotoğraf

Фото

Fotoğraf

Фото

Fotoğraf

Фото

Fotoğraf

Фото

Fotoğraf

Фото

Fotoğraf

Фото

Fotoğraf

Фото

Fotoğraf

Фото

Fotoğraf

Фото

Fotoğraf

Фото

Fotoğraf

Фото

Fotoğraf

Фото

Fotoğraf

Фото

Fotoğraf

Фото

Fotoğraf

Фото

Fotoğraf

Фото

Fotoğraf

Фото

Fotoğraf

Фото

Fotoğraf

Фото

Fotoğraf

Фото

Fotoğraf

Фото

Fotoğraf

Фото

Fotoğraf

Фото

Fotoğraf

Фото

Fotoğraf

Фото

Fotoğraf

Фото

Fotoğraf

Фото

Fotoğraf

5 комментариев

  • Фото sccetin

    sccetin 24.11.2020

    Tanımasam da çok yakın hissettiğim ey düşünceli ve değerli sevgili doğa dostu Bayram Hocam,

    Wikiloc nedir bilmezken (daha doğrusu yıllardır kullanmazken), sadece Strava'da rota oluşturuyorken oradaki haritada belli olmayan yerlere alternatif kaynak olsun diye buraya bakardım. Daha sonra geçtiğimiz yaz Çinçiva'nın yukarılarında koşu, yürüyüş ve bisiklet rotaları çalışmak için Wikiloc'a iyice daldım ve pek tabii sizin değerli rotalarınıza denk gelip detaylı ve edebî yorumlarınızı görünce "takip et" butonuna bastım; iyi ki de yapmışım.

    Bu site, sizden yeni bir etkinlik geldiğinde sabah gün doğmadan e-posta gönderiyor ve ben de sabah ilk iş olarak o e-postayı açıp önce rotayı analiz ediyorum, daha sonra metni okuyorum, en son fotoğraflara bakıyorum.

    Başkalarının aktivitelerinden önce fotoğraflara bakıyorum fakat siz metinde lafı dolandırmadan o kadar sade, açıksözlü ve betimleme cümbüşüyle yazıyorsunuz ki kendi yazdığım yazıları, sizinkilere benzetiyorum ve -çoğunluğu sizin yazış amacınızla aynı doğrultuda yazılmış- içime sinen kendi yazdıklarımı okumaktan keyif alır gibi bir solukta okuyorum. Detayları zihnimde canlandırdıktan sonra sonra fotoğraflarınız bu hazzı tamamlıyor (bu arada kaleminizin gücünden branşınız edebiyat diye tahmin ediyorum; değilse de ne kadar çok ve nitelikli okuma yaptığınızı görmek mümkün, ne mutlu).

    Zemin ve sıcaklık (daha doğrusu soğukluk) bu güzel dönemde dağ bisikletine çok uygun görünüyor. Daha önce bilmezdim; son birkaç etkinliktir öğrenmiş oldum. Seneye mutlaka bu dönemi etkinliklerinizdeki dağların ve yolların kar durumuna bakarak planlayacağım. Şu güzelim 'Z'leri tırmanmak için can atıyorum. Eşimin soğukla arası olmadığı için bu dönemde olmasa dahi yazın veya baharda bir gün mutlaka...

    Rotaya dönecek olursak, sizin de benim gibi aynı yoldan geri dönmeyi sevmediğinizi okumuştum. Geri döndüğünüz noktadan yukarıdaki başlangıç noktanıza, arayı bağlayabilecek (akarsu yatağı gibi) bir açıklık görünüyor. Eminim bayağı diktir fakat burası yürünebilir değil mi?

    Bu arada, ayı karşılaşmalarıyla ilgili küçük bir tavsiyede bulunacağım izninizle: Zil. Dağlarda yalnız ya da eşimle koşarken nabız tavan yaptığı için ya da aramızdaki mesafe açıldığı için biz de sessizliğe bürünüyoruz ve hareket hızımız da ani karşılaşmalara (diğer hayvanların korkmasına), bizim de gerilmemize yol açabiliyor. Her ne kadar doğayı izleyebilmek ilk öncelik olsa da ayı izi gördüğümüz durumlarda birkaç sefer biz de müzik açmak zorunda kalmıştık. Daha sonra doğa sever değerli bir büyüğüm seslerini çok sevdiğim küçük baş hayvan zillerini çantamıza vs takarak sallandırabileceğimiz tavsiyesinde bulundu.

    Son olarak, hep sizin yazılarınızdan tek taraflı faydalanıyormuşum gibi bir mahçupluk duygusu neticesinde, her ne kadar eski olsalar da, ben de yıllar önce karaladıklarımı naçizane paylaşmak isterim. Avustralya bölümü dikkatinizi çekebilir: https://serhatingozu.blogspot.com/

    Tekrar elinize sağlık.

  • Фото sccetin

    sccetin 24.11.2020

    Unutmadan, Öğretmenler Günü'nüz kutlu olsun.

  • Фото bayram kus

    bayram kus 24.11.2020

    @sccetin Güzel ve kıymetli düşünceleriniz için teşekkür ederim :)

    Öncelikle haritadan görülen akarsu vadileri, söz konusu Rize’yse sadece uçarak geçilebilir. Burada ormanlar o sıktır ki eğimi fazla olmayan bölgelerde bile ormanda yürümeye çalışmak zordur. O yolu döngü şeklinde tamamlamak elbette mümkün ama maratona dönecek kadar uzar yol. Size tavsiyem burada faaliyet yapacak olursanız ormanlık alanlardan geçen akarsu oluklarından uzak durmanız :) Bu oluklar yüksek irtifada hayat kurtarır ama ormanlık alanlarda -istisnai durumlar dışında- iyi bir tercih değildir genellikle. Acı tecrübelerle sabittir.

    Zil meselesine gelince, yaylada hayvanların boynuna astığımız, Lazların “tingiri” dediği ufak ziller var,onlardan kullanmıştım bir ara. Ama ayılarla karşılaşmalarım biriktikçe tedirginliğim zamanla kayboldu ve sessiz yürümeye başladım. Sadece ormanlık alanlarda yavrulu ayılara sürpriz yapmamak için bazen ses çıkarırım ama görmek için de can atmıyor değilim. Orman yoksa etrafımda, çıt çıkarmam zira ayının kıstırılmış hissetmeyeceği kadar açık alanlarda ayının tek yapacağı hızlıca uzaklaşmak olacaktır. Onun için pek ses yapmıyorum. Elbette bunlar bir yaban hayatı tavsiyesi değil, ama trafikte araç kullanmak çok çok daha riskli bir durumken ben ayılardan hiç endişe etmiyorum. Yerli insanlar da uyarıyor sürekli “Ayı çıkar tek gezme!” şeklinde ama soruyorum “Ayı ne yaptı size, hiç saldırdığı oldu mu?” aldığım cevap kem küm oluyor. İnsanların ayı öldürdüğü çoktur burada ama birkaç ayı saldırısı hikayesi dışında ayı vakası yoktur. Kendi düşüncem, sürpriz yapmadıktan sonra ayı zararsız bir hayvandır.

    Kutlamanız için teşekkür ederim :) Evet edebiyat öğretmeniyim.

    Blogunuza da bakacağım :)

  • Фото bayram kus

    bayram kus 24.11.2020

    @sccetin Bu arada bu rota dağ bisikleti için Vaşa Yaylası üzerinden Çamlık ve sonrasında İkizdere’ye ulaşacak şekilde uzatılabilir. Harika da olur! Ya da İkizdere-Çamlık-Vaşa Yaylası-Homeze Yaylası-Tiron Vadisi şeklinde tersten katedilebilir. Yaz ayları için uygun olan, zor ve keyifli bir rota olur.

  • Фото sccetin

    sccetin 02.12.2020

    Rotayı oluşturacağım zaman muhakkak değerlendireceğim; tavsiye için teşekkürler.

Вы можете или этот маршрут